Ultimate magazine theme for WordPress.

Devrimci Kültür

Sinan Gökçe

 

Kültüre dair bugüne kadar onlarca farklı tanım yapılmıştır. Voltaire’e göre kültür:

“Aklın bazı fakültelerinin amaca elverişli düşünsel çalışma ve pratiklerle geliştirilmesidir.”

Marks’a göre kültür, “Doğanın yarattıklarına karşılık insanoğlunun yarattığı her şeydir.”

Pek çok sosyoloji ve antropoloji kurumunun kültür tanımına kaynaklık eden ve bu bakımdan bir klasik olarak kabul edilen Taylor’un tanımı ise şöyledir:

“Kültür yada uygarlık, bir toplumun üyesi olarak, insanoğlunun öğrendiği (kazandığı) bilgi, sanat, gelenek-görenek vb. yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür.”

Bu tanımları ortaklaştırır ve yalınlaştırırsak; Kültürün İnsana dair bir kavram olduğu, İnsanın doğaya rağmen yarattığı ve gelecek nesillere aktardıkları maddi veya manevi her şeyin kültür olduğunu belirtmenin yanlış bir ifade olmadığını söyleyebiliriz. 

Kültür Yaşam Tarzıdır

Kültür kimliktir; Kültür bir halkın ya da bir ulusun tarihten bu yana kendini var etme tarzıdır, onun dilidir, ilişkileri ve yaşam tarzıdır. Her halkın ve ulusun tarihten bu yana yarattığı değerler ve bir de bu değerlerle kendisini ifade etmesidir. İnsanlığın ilk aletleri kullanmaya başlamasıyla birlikte kültürel üretimlerini hızlandırdığı ve büyük bir ivme kazandırdığı görülmüştür. İnsanlık temel bir takım ihtiyaçlarını ve yeni gereksinimlerini  giderebilmek için yoğun bir çaba sürecinden geçmiştir. Bu da kültürel değişimlere ve farklılıklara yol açmıştır.

İnsanı toplumsal bir varlık ve doğanın bir parçası olarak gören, İnsanın insan olabilmesi ve kalabilmesi mücadelesini yürüten bir kültür anlayışı ile ekonomik alanı ele geçirmek ve bunun için insanın, doğanın bütün değerlerini kontrol Altına almak isteyen İktidarcı egemen kültür anlayışının insanlık tarihi boyunca birbiriyle mücadele içinde olduğunu görmekteyiz.

Devletçi toplum kültürü olarak da tanımlanan kapitalist kültür;  insanlığın bütün iyi, güzel yanlarını tarih boyunca büyük emekler ile ortaya çıkardığı ve  bütün toplumsal değerlerini tehdit eden kendisini sadece tüketim üzerine inşa eden bir kültür anlayışıdır. Kapitalist kültür tüketmeden varlığını sürdüremez bu anlayış insana özelde gençliğe zenginlik vaat eder, sadece para kazanması gerektiğini ve bundan sonraki süreçte bütün sorunlarının para ile çömelebileceğini öğütler, parası ile bütün işlerini başkasına gördüreceğini vaat eder ve sonuç olarak kişiyi atıl, hantal ve asalak bir kişilik haline getirir. Bu anlayışın sonuçları insanın iradesini kırdıktan sonra, yaşamda umut ve coşku ortadan kalkar. Bundan sonra insana hükmeden çaresizlik, çözümü başka yerden bekleme, başkalarına tabi olma, emeğine yabancılaşma, kaderine razı olma, mücadele etmeden umut ve hayallerinin bir gün gerçekleşebileceğine inanma gibi bir düşünce hâkim olur. Devletin topluma enjekte ettiği ruh ve düşüncedir bu.

Yenilgili ruh hali, yalvarıp yakarma, bağışlanma isteme, af dileme gibi tutum ve davranışlarla bunları ifade edebilecek her şeyi bu  kültür içinde değerlendirmek mümkündür.

İnsanlarca üretilen her nesne bir kültür nesnesidir. Kültür nesneleri bağlamında insan, sahip olmayı ve paylaşmayı yaşar. Bu  gereksinim ise, bilgi ve insan emeğiyle birlikte gerçekleşir.

Yalnız kültür nesnelerine sahip olma kaygısında olan insan bencilleşir ve kendisine yabancılaşır. Bir başka deyişle, kendisini sahip olduklarıyla özdeşleştirip kendisini dolayısıyla insanı nesne düzeyine indirger.

Bunun karşısında, kendisini nesneden ayırt eden,  topluma ve bireye umut olan insanlığın geçmişinden günümüze yüzlerce insanın bedel ödemesi sonucu ortaya çıkmış ve insanlığın ortak hazinesi olan, insanın insan olabilmesi ve kalabilmesinin mücadelesinin kültürü olan ‘’devrimci kültür’’ vardır. Bu kültür; elde ettiği kazanımlarla yetkinleşen insan, sahip ‘’olma’’nın ötesine geçerek ‘’olma’’ aşamasının sürecine katılır. Bu ise gereksinim ve bilgiyi Özsel olarak içermekle birlikte, sahip olmayı aşarak onu bilgelik konumuna yükseltir. Bu konumun kendisi devrimci olandır. Bu sürecin inşasını  ve devamını sağlamak birçok zorluğa göğüs germeyi de beraberinde getirmiştir çünkü egemen olan kültür anlayışı kendisini nesne ile bir gören insana ihtiyaç duymaktadır.

Devrimci kültür, kendisini insanın iyiyi ve güzeli var edebilmesinin her sürecinde her türlü bedeli ödemeyi göze alan insana ihtiyaç duyar, bugünün de ihtiyacı olan insan profili elbette elini taşın altına koyan olmalıdır. Ve nitekim bu az da olsa insanlık tarihinde çok değerli örnekler olarak karşımıza çıkmışlardır;

Antik Yunanda her türlü bilgiyi halka taşıdığı için yargılanan ve bunun için ölüm cezasına çarptırılan Sokrates  olarak, 16 yy İtalya’sında doğru bildiği yoldan insanlığın geleceği için dönmeyen ve tezlerini ret ederse ölüm cezasının kaldırılacağını söylenmesine rağmen düşüncelerine ihanet etmeyen, Ölüm kararını bildiren yargıca “Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz” diyen Filozof Giordano Bruno, Şeyh Bedrettin, Demirci Kawa ve Işid barbarlığına karşı direnen Kürt Kadınları olarak çıkmıştır karşımıza.

Yeryüzünde İnsanın insan kalabilme mücadelesi devam ettikçe de devrimci kültür İnsanlığın kazanımlarının teminatı olacaktır. Devrimci kültür geçmişten günümüze gelen bir insanlık mücadelesinin mirasıdır, ancak devrimci kültür sadece miras olarak kalamaz; bu kültürün yaşaması ve yaşadığı zaman diliminde İnsanlığa yönelik her türden saldırıya karşı kültürel ve sanatsal üretimler gerçekleştirilmelidir.   

 

Kültür İçinde Sanat ne İfade Eder ve Neye Hizmet Eder? 

Sanat, estetik değeri, kültürleri yaratabilen gücü ve günümüz dünyasında sosyal medya araçlarının varlığıyla da milyonlarca insanı etkileyen bir fenomendir.

Düşünce tarihini su yüzüne çıkaran, insanlık tarihinin kanıtlarını bizlere taşıyan bir olgu olarak sanat, yaşamda var olmanın halini yansıtan gücü nedeniyle kurumlar ve kuruluşların daima ilgisini çekmiştir. Bu doğrultuda sanat dönemsel farklılıklara ve ihtiyaçlara göre bazen dini bir ritüel, bazen de Egemenlerin ve sermaye sahiplerinin etki alanlarını zenginliklerini artırabilmek amacıyla kullandıkları bir araç haline gelse de tarihin hemen her döneminde Ezilenlerin bir mücadele biçimi olarak tarih sahnesinde yer almıştır.

 

Sanat Tanımı İçin Tıpkı Kültür Tanımı Gibi Birçok Tanım Vardır

Tolstoy, “Sanat Nedir?” adlı kitabında şöyle yazıyor:

“Sanat, metafizikçilerin söylediği gibi; esrarengiz bir güzellik ideası ya da Tanrı’nın tecelli etmesi değildir. Sanat, estetik fizyologların söylediği gibi; insanın depoladığı enerjinin fazlasını açığa çıkardığı bir oyun da değildir. O, insanın duygularının dışsal işaretler yoluyla ifade edilmesi de değildir. O, hoşa giden objelerin üretimi değildir. Her şeyden öte, sanat bir haz değildir. Aksine, insanları aynı duygu etrafında birleştiren yaşam için, bireylerin ve insanlığın sağlık ve mutluluğuna doğru süren ilerleyişte, insanlar arasında vazgeçilmez bir birlik ve beraberlik vasıtasıdır.”

 

Toplum Alt Üst Olduğunda, Sanat Buna Kayıtsız Kalamaz!

Sanat kapsamı, içine giren ürünlerin kapsamı tarihsel olarak genişliyor. Bu da sanatın devrimci bir eylem olduğu yönündeki fikirleri  güçlendiriyor. Şüphesiz ki devrimci sanat toplumsal alanın kökten alt üst oluşunu doğrudan sağlayacak özne değildir. Ancak Ozan Hasan Hüseyin’in de çok güzel bir yalınlıkla ifade ettiği bir gerçekliği net olarak bünyesinde taşır.

“biliyorum

matarada su

torbada ekmek

ve kemerde kurşun değil şiir

ama yine de

matarasında su

torbasında ekmek

ve kemerinde kurşun kalmamışları

ayakta tutabilir

biliyorum

şiirle şarkıyla olacak iş değil bu

dalda narı

tarlada ekini kızartmaz güvercin gurultusu

ama yine de

dişler arasında bıçak gibi parlar kavgada

şiirin doğrultusu 

göz gözü görmez olmuş

tek bir ışık bile yok

yürek bir yaralı şahindir

döner boşlukta

belki bir şiir

belki bir şiir kırıntısı

çalar kapımızı umutsuz karanlıkta

yoklar yüreğimizi

iğiler yaramıza

dağıtır korkumuzu

ve karşı tepelerden

gürül gürül bir kalk borusu…

Devrimci sanatsal faaliyetler toplum üzerinde baskının yoğunlaştığı zamanlarda özellikle insanları bir araya getiren ve insanların moralini yükselterek direnme gücünü kazanmasını sağlayan üretimler gerçekleştirebilir. Unutulmamalıdır ki ezilenlerin egemenlere karşı mücadelesinde moral çok önemlidir.

Ali Fırat’ın Kürt halkına yönelik yaptığı ilk tespitlerden biri ‘’Kürt halkının moral değerlerini kaybetmiş bir halk olduğudur. Kürt halkının yok olmaması için yürüttüğü mücadelede ilk olarak yaptığının, toplumun moral değerlerini yükseltmek ve öz güvenini tekrar kazanmasını sağlamak olduğunu’’ belirtmiştir.

Kuşkusuz bu günün insanlarını mücadelesinde de moral ve motivasyonda sanatın işlevi yadsınamaz, Devrimci Sanatımızın ve sanatçılarımızın yaptığı üretimlerle günümüzde yaşanan Faşizm koşullarını net bir şekilde ifade eden halkımıza direnme gücünü sağlayacak ve gelecek nesillere bu koşulları anlatabilecek sanatsal üretimler ortaya koyması gerekmektedir.

Devrimci sanatsal faaliyetlerin, devrimci kültürün  toplumun değerlerini yaşatmak ve morali yükseltmek gibi çok değerli olan görevinin yanında yine çok değerli bir görevi de İnsanlığın özgürlük mücadelesini sinirsiz sınıfsız ve sömürüsüz bir yasamı  anda inşa etme potansiyeli  ve görevidir.

Devrimci kültür geleceği  bu günde  inşa edebilecek yordamları geliştirme olanaklarına sahiptir.  Yaşadığı zaman dilimini ve toplum gerçekliğini iyi okuyan ezilen halkımızın ve mücadelenin bütün yaşam alanlarını sanatsal üretimin konusu haline getiren ve kendisini bu zeminde konumlandıran sanatçılarımız bu gerçeklikler üzerine kültürel, sanatsal faaliyetler üreterek insanlığın  geleceğinde hedeflediğimiz yaşamı somutlayacak ve mücadeleye zenginlik  kazandıracaktır.

Popüler kültürün yaratıcıları için sanat, egemen sistem tarafından kullanılan ve sistemlerini besleyen kârlılıklarını arttıran, bir tüketim malzemesi olarak kullanılıyor. Sanat alınıp satılabilen, tüketilen herhangi bir ekonomik ürüne dönüştürülüyor. Bizi nesneleştirmek isteyenler sanatımızı da nesneleştirmek istiyor bunun karşısında hem sanatçılara hem de bütün insanlığa bir görev düşüyor. Belki neler izlediğimizi, okuduğumuzu ve dinlediklerimizi tekrar gözden geçirmeliyiz. Ve Egemen kültürün bizler üzerindeki etki alanını ortadan kaldırmalıyız.  Her türden kültürel kuşatmayı da devrimci kültürel ve sanatsal tarzda üretim süreçlerinde yer alarak yırtmalıyız. Kapitalist kültürün yayılmacı ve hegemonik etki alanın zayıflatılması mücadelemizin olanaklarını geliştirecektir.

Son söz olarak Devrimci kültür, insanın bütün tarihi boyunca insan olabilme ve kalabilme mücadelesini çok ağır bedeller ödeyerek bugünlere taşıyan ve yine insanlığın sınırsız, sınıfsız ve sömürüsüz özgür bir geleceğini anda inşa etme iddiası olan insanlık değerlerin bütünüdür. Ve üzerine düşeni yerine getirecektir.

” Karanlık Zamanlarda peki,

Şarkılarda Söylenecek mi?

Elbette şarkılarda söylenecek,

Belgeleyen Karanlık Zamanları…”     B.BRECHT

 

You might also like

Leave A Reply

Your email address will not be published.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.