Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

 

Tamir Bar-on’un Nisan 2015’de düzenlenen “Kapitalist Moderniteye Meydan Okumak II” başlıklı Hamburg Konferansı’nda yaptığı sunum.

Öcalan hemen hemen 15 yıldır 1500 Türk askerinin koruduğu Marmara Denizi’ndeki Türk hapishanesinde tek başına kalıyor. Böylece Öcalan’ın Kürt hakları ve bağımsızlığı için verilen mücadeleye ilişkin stratejileri tekrar düşünmek için epey zamanı vardı. Öcalan ayrıca Marksizm’den ilham alan PKK’nin gerilla şiddetinin taktik ve stratejileri, Türk devletinin doğası ve ideolojik dayanakları, Kürtlerin parçalı ve feodal yapısı, uygarlık tarihi, Kürt sorunun çözümüne ilişkin yeni çözüm modelleri ve diğer büyük insanlık sorunları gibi konular üzerine de düşünmüştür.

Öcalan’daki yenilik, Kürtlere ve daha geniş olarak Ortadoğu uygarlıklarına ilişkin tarihsel yaklaşımındadır. Bu yazı Türk devleti tarafından ele geçirildikten sonra Öcalan’ın başta Yol Haritası olmak üzere sayısız yazısına dayanarak onun Gramsciyen bir yorumunu amaçlamakta ve PKK liderinin eski İtalyan Komünist Partisi liderinden daha radikal bir “demokratik özerklik” i savunduğunu öne sürmektedir.

Bir siyaset teorisyeni ve İtalyan Komünist Partisi eski liderlerinden olan Antonio Gramsci 1891 yılında Sardinya, Ales’de doğdu. Dünya çapında Marksistler nezdinde Benito Musolini’nin faşist düzenine karşı verdiği direnişle bir kahraman olarak görülen Gramsci tüm yazılarını tutsaklığında kaleme aldı ve hükümetçe korunan Roma’daki bir klinikte, 1937’de öldü. (Garmsci,1971.1992.1996.2007)

Yeni ideolojik bileşimler için politik alanlara izin verdiği ve kültürel–uygarlıksal plandaki değişiklikleri anlamamıza yardımcı olması için Gramsci’den faydalanıyorum(Gramsci,1971, s.445;505-507). Gramsci’nin izinde Öcalan’ın yazılarını entelektüellerin tarihteki rolünü vurgulamak için kullanacağım. Entelektüel düşünceler tarihin şekillenmesinde ve sivil toplumun lehine ya da hegemonyanın ideolojik yapısına karşı insanlar arasında konsensüsün sağlanmasında temel bir rol oynarlar. Bir entelektüel, fikirlerin üretimini ve yayılmasını işinin merkezine alan kişidir. Antonio Gramsci ilki özel sosyal sınıflara (burjuva ve proletarya ) sadık olan sonraki de sosyal ekonomik düzen ve “hegemonik projeye” bağlı olan “organik” ve “geleneksel” entelektüel arasında ayırım yapar. Öcalan da ne burjuvanın ne de Marksist anlamda proletaryanın temsilcisidir, zira kendisi komünist devletlerin tek parti dogmatizmini ve PKK’nin geçmişteki dar sosyalizm anlayışını eleştirmektedir. Örneğin Hapishane Yazıları I’de Öcalan(2007, s.234-236) sosyalist ve milliyetçi kurtuluş hareketlerinin “aşırı şiddet kullandığını”, komünist tek parti devletinin “hükümetlerin totaliter anlayışlarının sıkı bir şekilde gerçekleşme aracı“ olduğunu “proletarya diktatörlüğü” sloganının “ daha çok kitleleri motive amaçlı “ kullanıldığını ve “demokrasisiz bir sosyalizmin” mümkün olamayacağını belirtir.

Öcalan’ın kuramsal olarak etkilendiği alanlar çok çeşitlidir. Demokratik teori, ekolojik anarşist ekolojist Murray Bookchin, I. Wallerstein, Yeni Sol, Feminist Teori, Marks ve Hegel Öcalan’ın düşüncelerini etkilemiştir. Örneğin, Öcalan son yıllarda devletin ötesindeki demokratik konfederalizm ve demokratik özerklik üzerine olan yoğunlaşmalarında ekolojik anarşist Murray Bookchin’den etkilenmiştir(Akkaya ve Jongerden,2013). Öcalan’ın amacı demokratik uygarlığın da parçası olduğu yeni bir uygarlık modelidir. Öcalan dünya uygarlıklarının yeni bir tarihsel sentezinin özlemiyle “çağdaş demokrasiyi” ve federalist ilkeleri tercih etmekte(2007,pp.255-250) ve eğer Batı demokrasisinden  ”daha üstün” olmaz ise yeni bir “halk demokrasisinin” Ortadoğu’da başarısız olacağını öne sürmektedir. (…) Öcalan şöyle devam ediyor; eğer yeni bir uygarlıksal sentez ortaya çıkarsa demokratik uygarlığın bir sonucu olarak bunun kendi gerçek tarihsel gelişimi üzerine inşa edilmesi gerekir: Birey, hukukun üstünlüğü, halk yönetimi, sekülarizm ve kadın hakları.

 

Gramsci ve Öcalan Bağlantısı

Gramsci’nin hapishanede yazdıklarını ve onun kuramsal anlayışını Öcalan’ın düşüncesini aktarmak için kullanacağım. Buna ek olarak Kürtlere, Türklere ve Ortadoğu’daki diğer halklara sunulan Yol Haritası’nın otoriterizm, eleştiri yapılmayan milliyetçilik ve devletçi milliyetçiliğin kör sokaklarından bir çıkış yolu olarak önereceğim.

Dahası yol haritasının Gramsci’nin  “siyaset ötesi görevi” yle bağlantısı olan bir metin olduğunu öne sürüyorum.

“Siyaset ötesi görev” aşağıdaki anlamları içerir:

  1. Aydının reddedişi ve aktivist parlamenter ya da parlamento dışı politik müdahaleler ve enerjiyi sivil toplumun “fethine” ve bilinçleri değiştirmeye yoğunlaştırmak;
  2. Robert Nozick” in “siyaset felsefesinin en temel sorunlarından biri olarak devletin nasıl örgütlenmesi gerektiğine“ dair bir tespiti ve;
  3. Politikadan geri durmayan sofistike bir siyaset formu ve ancak “ şiddet olmayan “ bir savaşın devamını ifade eder(Bar-on, 2013, s. 3).

Faşistlerin veya Bolşeviklerin “devlete cepheden saldırı” stratejileriyle kendi arasına mesafe koymak amacıyla Öcalan Gramsci’nin “mevzi savaşı” nosyonunu bir ideolojik mücadelenin politikasının merkezine oturtur.(Bar-on,2013,p3).

Gramsci (1971, s. 481) politik mücadelenin savaştan “çok daha karmaşık” olduğuna dikkat çeker. Çünkü politik mücadele uzlaşma ve güç gibi iki öğeyi içerir.

Ayrıca Gramsci’de (1971, s.479-480) en büyük apolitik kitle, illegal güçlerce oynanan en büyük kısım olmak zorundadır ya da tersine politik olarak en örgütlü ve eğitimli güçler hukuk devletini daha fazla “örtmek” ihtiyacı duyar. Gramsci (197, s.481) “savaşın üç formu olduğuna” dikkat çeker: hareketli savaş, mevzi savaşı ve yer altı savaş durumu. Gandi’nin pasif direnişini belli anlarda hareketli savaşa diğer durumlarda bir yer altı savaşı durumuna dönüşen bir mevzi savaşı olduğunu belirtir.(Gramsci,1971, s.481). Ayrıca Gramsci boykotun mevzi savaşı kapsamına girdiğini, grevlerin hareketli savaş türü olduğunu ve gizli silah hazırlıklarını ve askeri çarpışmaların da yeraltı savaş durumu olduğunun altını çizer. Öcalan’ın “mevzi savaşı” anlayışı Türk Devleti tarafından ele geçirildiğinden beri değişmiştir. Öcalan’ın demokratik uygarlığın küresel yayılımı, dar milliyetçilik ve dogmatik Marksizm eleştirileri ve şiddetin kullanımının reddine dair çağrısı, bu global değişiklikler bağlamında incelenmelidir. Öcalan’ın “dönüştürme” süreci dış güçlerle, onun hapishane tecrübeleriyle ve iç yansımalarıyla birlikte analiz edilmelidir. (Bar-on, 2009, s.258).

Peki, Öcalan’ın, tarihin gelişiminin evrensel ölçekte hep daha rasyonel ve yüksek maneviyata ve sosyo-ekonomik yapıya doğru açımlandığına ilişkin Hegelyen ve Marksist perspektifle ne gibi ortak yanı vardır?(Bar-on, 2009, s.258)

Gramsci gibi Öcalan da “sonu olmayan” daha az dogmatik, sürekli harekete ve değişime tabi politik mücadelelere açık bir tarihsel görüşü benimser. (Fukuyama,1989, s.3-18) . Öcalan ayrıca Gramsci gibi sivil toplumun fethinin önemli bir savunucusudur. Çünkü burası tam da çağdaş dünyada devrimci aktivitenin yönlendirildiği yerdir. Öcalan’a göre “sivil toplum bugüne kadar imkânsız gibi görünen gelişmelerin kapısını açan demokratik olanakların araçlarını içerir”(Öcalan,2007,p.227). Buna kültürel alan, medya, internet, eğitim sistemi ve popüler zihniyet dâhildir ki Öcalan “vaat edilen toprakların özgürlüğünü“ sadece askeri mücadeleyle sağlamanın imkânsız olduğunu söylemektedir. 2013 Baharında İmralı Cezaevi’nden yaptığı ateşkes çağrısıyla Öcalan sivil toplum ve “mevzi savaşı”ndaki radikal değişiklik olasılığına ilişkin inancını korudu. Gramsci’de olduğu gibi Öcalan’da da silahlı kuvvet seçeneği tamamen ortadan kalkmamıştır. PKK’nin silah kullanımı Türk devletinin yol haritasında kabul edilen taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğine, ifade özgürlüğü ve eşitlik gibi bireysel haklara saygıya, dilbilimsel, eğitsel ve yayın haklarını içeren Kürtlerin kolektif haklarının garanti altına alınmasına bağlıdır.

Öcalan’a göre Kürtlerin kültürel ve anadil hakları için bağımsızlığın bir önkoşul olmasına gerek yoktur: sloganı demokratik Türkiye içinde eşit haklardır. Öcalan(2008, s.39) şöyle yazmıştı: “Türk toplumuna basit bir çözüm öneriyorum. Biz demokratik bir ulus istiyoruz. Üniter devlete ve cumhuriyete karşı değiliz. Cumhuriyeti, üniter yapısını ve laisizmi kabul ediyoruz. Bununla beraber devletin halklara, kültürlere ve haklara saygı duyan demokratik bir devlet olarak tanımlanması gerektiğine inanıyoruz “. Gramsci’yi hatırlarsak “yer altı savaşı” nda güç kullanımı bir seçenek olabilecekken , “mevzi savaşı”na boykot gibi şiddet içermeyen öğeler dâhildir.

 

Hapishane Yazıları III’ün Analizi: Yol Haritası

Yol Haritası’nın Gramsciyen bir siyaset ötesi görevle bağlantılı ancak İtalyan Komünist Partisi eski liderinden daha radikal fikirler içerdiğini öne sürüyorum.

Birinci bölümde Öcalan’ın Kürt sorunun çözüm önerileri Wall Street’i işgal et protestocuları, İspanya ve Portekiz’deki indignados(indignants) hareketleri, Yunanistan’daki hükümet karşıtı eylemler ve Arap baharı gibi temsili demokrasi dışında daha doğrudan demokrasi biçimlerini talep eden, siyasi süreçlerde paranın orantısız gücünü eleştiren, ”erken modernist politik projelerin ötesinde” toplumu daha radikal bir şekilde demokratize etmek ve böylece yöneten ile yönetilen arasındaki ayırımı sonlandırmayı isteyen eylemlerden bir yankı taşır(Gill,2008,p.245). Gramsci ve Öcalan bir zamanlar komünist partiyi karşı hegemonik mücadelenin etkili bir anahtarı olarak görmüştüler, ancak Öcalan bugün devlete ve dogmatik solcu elitlere meydan okuyan daha radikal halkçı bir demokrasinin peygamberidir. Öcalan yurttaşları sivil toplum içinde bir başlangıç noktası olarak alarak; seçimlerin ötesinde demokrasinin merkezinden hareket eder ve temsilcilerin demokratik süreçte anahtar rol oynamalarına karşı “demokratik özerklik” i savunur (parti liderleri, siyasetçiler, devlet yetkilileri vb.).  Öcalan, sivil toplumun (azınlıkları, kültürel grupları, dini toplulukları içeren) ve demokrasinin dolaysız biçimlerinin toplumsal değişimin ve demokrasinin temel anahtarı olarak elit siyasetin  ‘temsiliyeti’nin yerine geçmesi gerektiğini düşünür.

Geçmişte “ulusal özgürlük mücadelesi”ni Türkiye içindeki bağımsız bir Kürt devletiyle benimseyen PKK, bugün “radikal demokrasi” projesini amaçlamaktadır. Steril ve dogmatik Marksizmi aşma girişimlerinde Öcalan yoluyla parti ve hareket olarak PKK, devlet dışı demokrasi pratiklerini görmeye, anlamaya çalıştı(Akkaya ve Jongerden, 2013). Söz konusu “radikal demokrasi” sadece eski sol düşünceyi ve politik kurumların varlığını ortadan kaldırmaya dönük bir mücadele girişimi değil, aynı zamanda giderek demokrasinin ayağının kaydırıldığı bir pazar uygarlığında neoliberal projelere karşı bir alternatif öneriyor. “Radikal demokrasi” projesi sadece PKK’ yi değiştirmeyi amaçlamamakta, ayrıca Latin Amerika’daki “özgürlük hareketleri” nden kuzey Amerika ve Avrupa daki küreselleşme karşıtı gösterilere kadar radikal, solcu sosyal ve politik hareketleri de etkilemektedir. (Akkaya ve Jongerden,2013).

  1. Bölümde Öcalan, muhtemelen Türkiye’nin ve genelde Ortadoğu’nun demokratikleşmesini sağlayacak olan temel kavramları, kuramsal çerçeveyi ve ilkeleri özetliyor.

Daha önce Gramsci’nin yapmış olduğu gibi Öcalan da dogmatik Marksizmin dünyasını bir tarafa bırakır. O demokratikleşmenin sadece “proletarya diktatörlüğü” ya da sınıf savaşımı olmadığını; sınıfsal konumuna, kültürüne, diline, etnisitesine ve inancına bakılmaksızın tüm bireyler için ifade özgürlüğünü ve özgür kurumlaşmayı korumak olduğunu öne sürer. Dahası Öcalan, Kürt sorununun seküler Türk cumhuriyeti içinde çözülebileceğinde ısrar ederken, bunun bir ulus-devlet projesi içerisinde gerçekleşebileceğini kesin bir şekilde reddeder(Öcalan, 2012, s.20). Öcalan için, ulus-devlet homojenizasyonu, asimilasyonu ve jenosit hayaletini temsil eder. Öcalan Türkiye’nin “ulusun ulusu” haline gelebileceğinde ısrar ederken Kürtlerin ve Türklerin kolektif haklarının bireysel haklara saygıyla dengelenmesi konusunda katıdır(2012, s.21).

Devleti ele geçirme gibi bir amacı olmayan bir sivil toplumda demokratik çözüm ilkeleri sivil toplumu demokratikleştirmeye çalışacaktır(Öcalan, 2012, s.30). Demokratik çözüm devlet mühendisliğinin değil sivil toplumun bağrından çıkmıştır. Sivil toplumu, anayasal güvenceli demokratik kurumları korumayı amaçlar ve devletin varlığını reddetmez. Öcalan; Gramsci, Rosanvallon ve doğrudan demokrasinin biçimlerinin diğer savunucuları gibi tarihsel değişimlerin motoru olarak sivil topluma odaklanır. Devlet iktidarı, bürokrasi ve dogmatik Marksizm’e yönelik eleştirileri ve aşağıdan yukarıya demokratik katılım talebiyle Öcalan’ın düşünceleri anarşist bir ton taşır.

Öcalan kolektif haklarla (devlet, sivil toplum, Kürtler, vb) bireysel haklar arasında uyumlu bir denge oluşturulmadığı sürece politik bir çözümün mümkün olamayacağını öne sürer. Gramsciyen bir tonda Öcalan (2012, p.31) “kapitalist modernite” ve “pozitivizm”in “ideolojik hegemonyası”nın aşılmak zorunda olduğunu savunur. Bu konuda sivil toplum, hakim devletçi ve kapitalist ideolojik hegemonyanın altını oymada anahtar bir role sahiptir.

Ahlaki ve vicdani ilkeler demokratik karar alma süreçlerinde ahlakın ve inancın önemini zorunlu kılar. Soyut nedenler ve idareten çözümler problemleri ancak daha da ağırlaştıracak ya da en kötüsü soykırımlara yol açacaktır(Öcalan, 2012, s. 33-34). Öcalan burada Aydınlanmanın Diyalektiği’nin (1944) yazarları T.Adorno ve M.Horkheimer’a da dolaylı olarak saygısını sunar(2002). Adorno ve Horkheimer modernitenin kültürel gelişme ve barbarlıktan oluşan diyalektik bir gelişme olduğunu öne sürer. Adorno ve Horkheimer ‘a göre modern aydınlanmanın akılla giriştiği karşı mit, “araçsal akla” duyulan aşırı inancın hakim olduğu modern dünyanın mitolojisine yol açmıştır.. Bu perspektiften Holocaust dehşeti teknolojik gelişmenin, araçsal akla duyulan ütopik inancın yani modernleşme projesinin sadece (aşırı) uçtaki bir devamı olarak yorumlanabilir. Öcalan için, “kapitalist modernite” Kürt muhafazakârlığı ve feodalizminin yerini alabilecek egemen yapılara, kapitalizmin evrensel yayılımına katılmayı dayatan çelişkili bir ilerlemeye ve barbarca süreçlere yol açar.

Dördüncü Bölüm’de Öcalan, Türk devletinin yapsısından ve tutsaklığından öğrendiklerini korumaktadır/sürdürmektedir. Öcalan’a göre silahlı mücadele bir “hakikat savaşı” olarak belirlenmiştir(Öcalan, 2012, s.78). Gramsci de hapishanedeki çalışmalarından ve kapitalizmi yenilgiye uğratma amacı güden stratejileri yeniden gözden geçirmesinden öğrenmemiş miydi? Silahlı mücadelenin açığa çıkardığı gerçek şu ki Kürtlerin ihtiyacı olan şey (asimilasyonist Türk devletinin bir tekrarı olabilecek ) bir devlet değil, “Kürtlerin varlığı”dır(Öcalan,2012,p.18). Bugün PKK silahlı mücadele, ulus-devlete ulaşmaktan ziyade Türkiye’de demokratik bir çözümle ilgileniyor. Bu konuda Öcalan, Gramsci’nin İtalya Komünist Partisi’yle olan bağına benzer bir rol oynamaktadır.

Yol Haritası’nın Gramsciyen bir okuması devrimci politik değişimlere başlangıç oluşturabilecek sivil toplumda ve mantalitedeki gelişimlerin nasıl gerçekleşebileceğini görmemizi sağlar.  Gramsci sadece liberal, kapitalist demokrasileri muhafaza eden devletin baskıcı aygıtlarını değil aynı zamanda sivil toplumda hegemonik ve karşı hegemonya fikirlerinin rolünü vurgular. Öcalan Kürt-Türk çatışmasının diyalog yoluyla ve silahsız bir şekilde çözülebileceğine inanmıştır. Bu son durum Öcalan’ın 1999’daki esareti sonrasında güçlenmiştir belki ama söz konusu fikir,1990’ların başında Öcalan’ın “demokratik özerkliğe” olan yöneliminden kaynağını alır. Öcalan şunu iddia etmektedir: “demokratik uygarlık “ dünya çapında yayılmaktadır ve bu Kürtlere hakları için verdikleri mücadelede yardımcı olacaktır. Öcalan’ın Türk devletine Kürt sorununun çözümü için bir çerçeve olarak sunduğu Yol Haritası’nda dikkat çekici olan nedir?: Öcalan bir barışın mimarı haline geliyor. Bu bir zamanlar silahla yaşamış bir insan için dikkat çekici bir değişim. İmralı Cezaevi Öcalan’a zorluklar getirdi, ama belki de bu PKK liderini zamanımızın Gramsci’sine dönüştürdü.

Öcalan “işçilerin, köylülerin ve yerli halkların örgütlenmesine yardımcı olan ikincil güçlerin “ yanı sıra şimdi de Ortadoğu’da kadınlardan Kürtlere sivil toplum içinde ihmal edilmiş gruplar için organik entelektüellerin yeni bir kuşağıdır(Gill, 2008, s.182). Öcalan, Gramsci’nin öğrencisi Stephen Gill’in “postmodern prens” ya da “hareket halindeki ilerici siyasal güçlerin bir kümesi “ dediği, yeni binyıldaki büyük hareketlerin oluşturduğu dalgayı temsil etmektedir(Gill, 2008, s.182). Bu hareketler, yöneten ile yönetilen arasındaki sorunla ilgili olarak siyasal organın daha yenilikçi biçimlerini öneren Latin Amerika’daki bir dizi hareketin, Wall Street’i işgal et eylemlerinin ve Arap baharının bazı öğelerini içerir(Gill,2008, s.237-248). Gramsci ‘yi hatırlatır bir şekilde Öcalan sivil toplumun önemine dikkat çekerken neo-liberal küreselleşmeyi, devletçi milliyetçiliği ve komünist partinin dönüşümünü reddederek yol haritasında siyasetin daha çoğulcu, kapsayıcı ve esnek biçimlerini önerir. Tutsaklığına rağmen Öcalan tek başına Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte şekillendirmektedir(Kiel,2011, s.1). Eğer Kürt meselesinin çözümü için sunduğu öneriler uygulanmazsa Öcalan ve PKK ye göre bu Ortadoğu’daki liderlerin ve devletlerin gerçek iktidarlarını kaybetmelerine yol açacaktır.

Aşağıdan yukarıya örgütlenen “demokratik özerklik” savunusuyla parti ve devlet dogmatizmini reddeden Öcalan Gramsci’ den daha devrimcidir.

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

CEVAP VER