Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Kapitalist sistemi ve yarattığı algıları reddederek dünya ve insan ile ilgili her şeyin özüne inmeye çalışan Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, kapitalizmin ve neoliberalizmin dünyada yarattığı tahribatları derinlikli ele alan yazarlardan. Konumuza geçmeden önce Galeano’nun Türkçeye “Ve Günler Yürümeye Başladı” adlı kitabından kısa bir hikaye: “2007 yılının o sabahında, bir kemancı Washington şehrinin metrosunda bir konser verdi. Daha ziyade bir mahalle delikanlısını andıran müzisyen bir çöp kutusu- nun hemen yanında, duvara dayanmış bir halde, üç çey- rek saat boyunca Schubert ve diğer klasik bestecilerin eserlerini çaldı. Bin yüz kişi hiç durmadan koşar adım geçti. Yedi kişi bir andan biraz daha uzun bir süre durdu. Kimse alkışlamadı. Durup bakmak isteyen çocuklar oldu, ama anneleri tarafından sürüklenerek götürüldüler.

Onun Joshua Bell, dünyanın en çok aranan ve beğe- nilen virtüözlerinden biri olduğunu kimse bilmiyordu. Bu konseri Washington Post gazetesi organize etmişti ve konser onların şu soruyu sorma biçimleriydi:

– Güzellik için vaktiniz var mı?”

Bu örneğin değerlendirilmesi gereken birçok yönü olmakla birlikte konumuzla ilgili olanına bakacağız. İnsanın algısını değiştirmek, yönlendirmek bu kadar kolay. Bir algı şu olabilir: Bir metro istasyonunda ‘bedava’ sunulan müzik ‘mutlaka’ güzel değildir. Büyük paralar ödeyerek girebildiğimiz salonlarda ‘güzel’ müzik dinlenebilir.

‘Daha fazla güzellik’ vaadi

Güzellik kavramı, her çağa göre değişebilecek ölçütler içeriyor. Dün güzel olan bugün çirkin görülebilir ya da bugün güzel olan yarın çirkin görülebilir. Ancak bu ölçütlerin her çağda neye ve kimlere göre belirlendiğidir irdelenmesi gereken. Bununla birlikte etnik, kültür, inanç vb. farklılıkların da büyük payı var. Dolayısıyla, güzel/çirkin, trajik/komik, yüce/bayağı gibi estetik kategoriler, her tarihsel süreçte farklılaşacağı gibi; belirli tarihi şartlar içinde de, farklı sını ara göre farklı anlamlar taşıyacaktır. İçinde bulunduğumuz yüzyılda, en fazla manipüle edilen kavramlardan biri de güzellik! Yürüdüğümüz sokakta, haber okuduğumuz internet sitelerinde, televizyon dizilerinde, kitaplarda, dergilerde, gözümüzün ulaşabil- diği her yerde ‘daha fazla güzellik’ vaat eden ürünlerin reklamları ile karşılaşıyoruz: Parlak bir cilt, küçük burun, dolgun dudaklar, uzun beyaz bacaklar, dolgun göğüsler, kılsız-ince-kaslı bedenler, ince kaşlar, renkli gözler, ince gösteren elbiseler… Doyumsuz ve uzuuun bir liste bu, saymakla bitmez. Dünya pazarının önemli bir bölümü ‘güzel bedenler’ yaratmak için uğraş veriyor, çırpınıyor, gece gündüz çalışıyor. Her şey sadece insanların güzelliği için. Çalış çalış bitmiyor insanın ‘çirkin’likleri… Her gün daha fazla ‘düzeltilecek’ şey çıkıyor. Biz geri kalanlar da, hep birlikte bu ‘çaba’ya layık olmaya çalışıyoruz. Bizler için çalışan bu kozmetik ve moda dünyasını boşa çıkarmıyoruz. İbadet edercesine bize biçilen rolü yerine getirmeye çabalıyoruz. Tüm bunları bolca beynimize kazıyan pardon bize neyi seçmemiz konusunda yardımcı olan medya da var! Hiç düşünmeden durmadan alış veriş yapıyoruz; ‘daha güzel’ görünmek için çaba harcıyoruz; daha fazla elbise, daha fazla makyaj malzemesi… Her yıl değişen ‘moda’ ile birlikte çöpe atılanlar çoğalıyor. Tüm bunları yemek, içmek, uyumak gibi bir içgüdü ve alışkanlıkla yerine getiriyoruz.

Sonuç sadece sıfır beden olmak, incelmek ya da vücutlarındaki bir organı daha da ‘güzelleştirmek’ uğruna ölen insanlar değil. Güzellik uğruna hayatta meydana gelen kimi bunalımlar da değil.

Ötesi oldukça derinlere dayanan bir tartışma bu. Sistemin yarattığı ‘güzellik’ algısına karşı “güzellik dışsal değil içseldir, asıl güzellik içtedir” gibi sözlerin çok çok ötesinde. Konuyu her açıdan da ideolojik yaklaşımlardan kopuk ele alamayız. Zira insanın yaşamı boyunca güzel ve çirkine dair edindiği algı, ideolojiktir, tara ıdır. Estetik bilinç dediğimiz bu sübjektif estetik yan, bir sınıfın damgasını taşır ve üst yapısal olması itibariyle, belirli bir tarihsel süreçte, toplumdaki hakim estetik anlayışının, hakim sını arın estetik anlayışı olacağı da açıktır. Neyi, niçin güzel bulduğumuzu düşünmek zorundayız.

Kapitalist sistemde beden, tüm düşünce ve yaşayış biçimlerinden soyutlanarak politika üretilir. Seçilen kimi bedenler, rol model olarak sunulur topluma. Onlar gibi olabilmek için gayret içinde olmalıdır diğer kalanlar. Kapitalizm ve onun var ettiği popüler kültürde egemen olan özellik ambalaj kültüdür. Dış görünüş her şeyin üzerinde olan bir değer bütünü içine yerleşir. Özgür iradenin kullanımına izin vermeden, insanı ele geçiren bir atmosfer. Bu atmosferde, öz ile biçim arasını büyük bir boşluk kaplar. Oysa biçimi göz ardı etmeden öze inmenin ihtiyacı var.

İktidar alanı kadın bedeni

Bu, en fazla da kadın bedeni üzerinden yürütülür. Kadın bedeni, tüketim toplumunda parçalanır. ‘Güzellik’ kültürü, kadın bedeninin baskılama aracı olarak kullanılır. Kadını ‘güzellik’ adına bir meta, sorumsuz bir tüketici konumuna düşürür. Kadın bedenini olumsuzlayıp bir yandan da güzellik kavramının tekelinin kadına verilmesi onu nesne haline getirir. ‘Güzellik’ meselesi, kadının beden özelliklerinin (yüz, göğüs, bacak vb.) erkeğin beğenisine yeniden inşa edilmesi halini alır. Sheila Je reys, “popüler kültür tarafından dolaşıma sokulanlar dahil, güzellik ve moda ideolojileri, kadınlar bu ideolojilere ne kadar tutkuyla bağlı olsa bile, kadınları ezmektedir”. Ancak bunun ne kadar farkında olduğu tartışılır. Kapitalizm, bunun için zora başvurma gereği duyulmuyor. Je reys’e göre, artık kadınlar bu ideolojilere tutkuyla bağlı görünüyor. Kapitalizmin yarattığı ilk algı yanılsamalarından biri olan ezen – ezilen ilişkilerinin ulaşması ve içiçe girmesi cinsiyetçilikte de kendini sıklıkla gösteriyor. Elbette sadece kadın bedeni değil, erkek, çocuk, yaşlı, her cinsten ve toplumsal gruptan insan bedeni de bundan payını alır. Günümüz sisteminde sadece kadın bedeni değil insan bedeni pazar nesnesidir. Güzellik yoluyla direk insan bedenleri üzerine ‘uygulama’ sözkonusudur. Belirlenen ‘güzellik’ ölçütlerine göre be- denleri ‘kontrol’ altına alma, insanları bu ölçütlere göre be- denini ‘gönüllü’ bir şekilde ‘düzenleme’ye yönlendirme, bu ölçülere uymayanları ‘çirkin’ diye damgalama… Tüm bunlar düşüncelerinden dolayı insanın bedenini duvarlar ardına hapsetmeden daha tehlikelidir. Çünkü tüm bunlar ‘insanın güzelleştirilmesi’ gibi ‘masum’ bir amaca hizmet etmektedir. Görülmesi zor incelikler, zor olmasa da biraz düşünmeyi gerektiren şeyler… Ki bu günümüzde düşünceden ‘kaçan’ insan için bir sığınak halini alabilir.

Biyoiktidar ve insan bedenleri

Bu konuyu irdelerken Foucault’nun kuramsallaştırdığı biyoiktidar kavramını hatırlamakta yarar var. Biyoiktidarın hedefi insanın politik yaşamı değil, çıplak (biyolojik) hayatıdır. Foucault’ya göre iktidar, bir sınıfın ya da devletlerin sahip olduğu ve biriktirdiği bir madde değildir; belirgin bir öznesi ya da tutarlı, bütünleşik bir yapısı yoktur. Toplumsal örüntüye içkindir, parçalı ve mikro süreçlerle işler. Bedenin disipline edilişi, yeteneklerinin optimum hale getirilişi ve iktisadi denetim sistemleriyle bütünleştirilmesi, kısaca bedenin anatomo-politiği, bireylerin bedenlerini yararlı fabrika ellerine dönüştürmeyi açıklar. Bu kavramsallaştırmada, insan, siyasetin öznesi değil, nesnesi olarak karşımıza çıkar. Biyopolitik iktidarın, biyolojik bir zorunluluk alanına işaret eden bu çeşit hegemonik beden temsilleri ve metaforlar üzerinden işlerlik kazandığını ve egemenlerin bunları dolaşıma sokarak bedenleri düzenlediğini ve toplumu yönettiği söylenebilir. işle Bununla bağlantılı olarak bedeni devlet ve sermaye gibi iktidar ya- pılarının, dil ve söylemlerin şekillendirdiği, belli eyleşi, arzu ve üretim biçimlerine yatkın biçimde düzenlediği bir zemin olarak görmek mümkün.

Örtü yırtılacak mutlaka

Var mı vaktimiz? Güzel olanı düşünmeye, bu kavramın içeriğini doldurmaya, önümüze konulan ile yetinmemeye vaktimiz var mı sahiden? Yoksa ‘modernizm’ cilası ile süs- lenerek önümüze getirilenle mi yetineceğiz? Bunun karşı- sında söylenenleri ise ‘ideoloji ve propaganda ile ilgilenmiyorum” deyip, ‘saflık ve amaçsızlığa’ mı yöneleceğiz? İnsan üzerindeki ‘sonsuz iktidar’larını güçlendirmek için başvurulan yöntemleri hiçe sayıp kendi ‘mutlu’ dünyamızdan çıkmayacak mıyız? Tüm bunların hakim sistemin bir parçası olduğunu düşünmeden sorunu salt ‘bireysel tercihler’ meselesine mi indirgeyeceğiz. Biz ne düşünürsek düşünelim sistem işliyor. Düşünmedikçe sadece bir hayalet olarak varolan ‘sistem’ her konuda gerçeğin üzerindeki örtüyü kalınlaştırmakla meşgul. Bu da, sorunların köklü çö- zümüne yol açacak meselelerle uğraşılmaması için ‘derin’ bir çaba içerisinde olan ‘erkek’ çoğunluklu yönetimden oluşan sistemin işini kolaylaştırıyor. Bu ‘derin’ çabalardan biri de insan bedeni üzerinden yürütülüyor. İktidar alanı metalaştırılan bedenler. Ancak hedef daha geniş; tüm olan biteni unutturmak, insanı düşünceden kopararak sahte algılar yaratmak, gerçek hede en uzak gündemlerle uğraşmasını sağlamak, kısaca insanı iktidarı için kullanabileceği nesneler haline getirmek. Örtüyü yırtmak için sunulan ‘güzellik’ öl- çülerini sorgulamakla başlayabiliriz.

Yararlanılan Kaynaklar

1 Eduardo Galeano, Ve Günler Yürümeye Başladı, Sel Yayıncılık

2 Ülker Sözen, Bedenin Şifresi: İktidar, Direniş ve Bedensellik 3 Önder Elaldı, İmaj Çağında Sistemle Yüzleşmek

4 Can Başkent, Kadın Bedeni ve Güzellik

5 Michel Foucault, İktidar Kuramı

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

CEVAP VER