Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Janet Biehl’in Nisan 2015’de düzenlenen “Kapitalist Moderniteye Meydan Okumak II” başlıklı Hamburg Konferansı’nda yaptığı sunumun metni.

 

Birkaç yüzyıldır New England’ın kuzeyinde bulunan ve benim de yaşadığım Vermont eyaletinde kent toplantıları yapılmaktadır. Her yıl mart ayının ilk Salı günü 240 kasabanın tümünde yurttaşlar kendi toplulukları hakkında karar almak için yerel bir okul ya da başka bir buluşma mekânında bir araya gelirler. Kış mevsiminin son demleri ve tabandan demokrasinin çiçekleri baharın geleceğinin kesin işaretidir. Bazı önemli açılardan bu kent toplantıları Rojava komünlerine benzer. Her ikisinde de yüz yüze yapılan bu toplantılar yerel düzeyde gerçekleşmektedir. Vermont’da kentlerin nüfusu çoğunlukla Rojava’nın köylerine eşdeğer bir biçimde 2500’ün altındadır.

Ama aynı zamanda aralarında farklar da bulunur. Rojava’da komün meclisleri kent mahallelerinde de mevcut ama Vermont’ta meclisler sadece kentlerde vardır, Murray Boockhin’in de oluşturulmasına ön ayak plduğu Burlington kenti dışında mahallelerde meclisler yoktur.

Rojava’da komünler bütünüyle özyönetime dayalıdır. Komünler iktidarı yatay bir şekilde paylaşırlar. Vermont’ta ise kentler sadece yerel konularda yetkiye sahiptir: iktidar Washington federal hükümeti, Vermont eyaleti ve kentler arasında dikey bir şekilde paylaşılır.

Rojava’da komünler sık sık bir araya gelir çünkü toplumun demokratik özyönetimine dayanırlar. Kent meclisleri istedikleri zaman bir araya gelebilmekle birlikte yılda bir defa toplanır.

Rojava’da geniş alanlarda kendi kendini kolektif olarak yöneten komünal meclisler dolayısıyla kademeli konfederal meclisler vardır. Vermon’ta gevşek sivil toplum kuruluşları dışında konfederal bir yapı yoktur. Rojava’da kararlar diğer aşamalarda yukarı doğru hareket eden komünlerde yurttaşlar tarafından alınır. Vermont’ta kasabalar istedikleri takdirde ulusal ve uluslararası konularda bağlayıcı olmayan kararlar alabilmelerine rağmen bu türden bir işleyiş yoktur. Bunların en ünlüsü 1982’de 150 kasabanın tümünün nükleer denemelerin dondurulması yönünde aldığı karardır. Bu kararlar bağlayıcı değildi; yasal değil manevi güce sahipti. Yine de manevi olarak güçlülerdi-bu ABD’deyi etkisi altına alan ve New York’da bir milyonluk gösteriyle sonuçlanan bir hareket başlattı.

İki deneyim arasındaki farkı kökenlerine inince de görebiliriz. Rojava komünleri yeni bir çıkıştır; New England’daki kent buluşmaları yüzlerce yıldır vardır ve ABD’den daha eskidir. Rojava ‘daki komünler ve konfederasyonlar Öcalan’ın demokratik konfederalizminden kaynağını alır ve kendilerini konfederasyon meclislerinin belirli bir programı üzerinden modellemişlerdir. New England’ın kent toplantıları onyedinci yüzyılda İngiltere’den Massachusetts’e gelen ilk Püriten yerleşimcilere kadar geri götürülebilir. Öcalan özellikle kent toplantılarını yakından incelemiş olan ve özgürlükçü belediyecilik konusunda kendisinden ilham almış olduğu Murray Bookchin’den etkilenmiştir.

Avrupa reformasyon dönemini yaşarken Roma Katolik Kilisesi yolsuzluğa, adam kayırmacılığa ve çöküşe karşı tepki göstermişti. Protestancılık bir reform hareketiydi ve Protestancılığın bir çok türü vardı, bazı gruplar diğerlerinden daha fazla reform talebinde bulundu. Püritenler bunun uç noktasıdır: püritenler herhangi bir dini hiyerarşinin geçerliliğini ve tanrıyla cemaat arasındaki bir arabuluculuğu reddettiler. Bu o döneme göre çok radikal bir tavırdı. Püritenler otonom bir dini cemaat olarak kutsal kitabı ancak kendilerinin yorumlayabileceğini düşünüyorlardı. 1629’dan sonra New England’a yerleşmeleriyle beraber, daha önce olmayan yerlerde kentler kurdular ve bu dinsel otonomi, siyasal otonomi şekliyle sivil hayatı da kapsar oldu. İbadet eden cemaat, yöneten kent meclisine dönüştü. Dini cemaatin bir araya gelişleri kent toplantılarına dönüştü. Kendi cemaatleri hakkında düzenlemeler yapıyor olmakla birlikte artık kendi toplulukları hakkında bir hukuk oluşturmaya geçmişlerdi.

Amerikan devriminden önceki yıllarda kent toplantıları New England’ın dışında Charleston’a, Güney Caroline’a kadar yayıldı. Ve bunlar, özellikle de Boston kent toplantıları, 1770’lerde Britanya düzenine karşı devrimin motoru oldular. Fakat Birleşik Devletler bağımsızlığı kazandıktan sonra muhafazakâr güçler halk iktidarının kurumlarına karşı bir karşı-devrim gerçekleştirdiler. Bu da birçok yerde kent toplantılarının yerini meclis üyeleri ve başkanlarının gözetim altında olduğu belediye yönetiminin almasını sağladı. Sadece kuzey New England’daki kentler demokratik meclislerini ayakta tutabildi. Meclisler toplanmaya devam ediyorlar ve onlar hakkında bildiğimiz kimi şeyler var: Mart ayının Salı günü sabahın erken saatlerinden başlayarak toplanırlar. Bir moderatör toplantıyı yönetir ve kentin bütün yetişkin yurttaşları toplantılara katılım sağlayabilir. Yurttaşların katkıda bulunabildiği gündem çeşitli başlıklardan oluşur, toplantıdan otuz gün önce gündem maddelerinin (yol onarımı ya da yeni bir itfaiye aracı satın almak gibi)  duyurusu yapılır. Kaçınılmaz olarak tartışmaların en zor başlığı bütçe konusudur; yıl içerisinde yapılan harcamalar gündeme gelir. Belirli başlıklarla ilgili tartışmalar sonlandığında yurttaşlar elleriyle oylamaya katılır ve sonraki başlığa geçilir. Ayrıca kararların uygulamalarını denetleyecek kent yetkililerini de seçerler.

Kent ahalisi Rojava’da olduğu gibi konforsuz sert metal katlanabilir sandalyelerin üzerinde oturuyor olmalarına rağmen buna umursamadan devam ederler ve toplantı genellikle üç ya da dört saat sürer.  Toplantı sırasında ya da sonrasında bir yemek molası verirler ve yemeklerini evden getirirler. Kent toplantılarının özellikleri bir yüzyıl öncesininkilerle aşağı yukarı aynı. Ve tarihsel olarak hangi kararları aldıklarını hangi yöneticileri seçtiklerini biliyoruz çünkü tümü kayıt altına alınmıştır. Kent toplantıları hakkındaki hikâyeler Vermont fokloruna mal olmuş, çokça takdir edilmişlerdir. Filozof Henry David Thoraeu kent toplantılarını  “ABD’de toplanan en saygın gerçek kongre” olarak ifade etmiştir. Diğer yandan bu toplantılar ana akım politikacılar tarafından eğitimsiz ve ahmak kır insanının heyecanı/kararsızlığı olarak alaya alınırlar. Murray Bookchin onların antik Atina geleneğindeki meclis demokrasisinin nadir örneklerinden birisi olduğunu savunur ve bence Rojava da bu geleneğe dahil olma ylunda ilerliyor. Fakat kimse üzerinde gerçek anlamda çalışmamış olduğu için toplum bilimi açısından tarihsel olarak kent toplantıları hakkından pek bir bilgimiz yok. Bir kent toplantısında ne olduğunu ya da ne türden tartışmalar olduğunu öğrenmek için orada bulunmak gerek ve insan kendini 240’a bölmez.

Bu yüzden örneğin toplantıya kaç kişinin – kent sakinlerinin hangi oranda- katıldığını bilmiyoruz. Kaçı konuşuyor kaçı sessiz kalıyordu? Toplantılarda konuşanların çoğu büyük mü küçük müydü? Ne zaman kalabalık ya da seyrekti? Konuşmacı ne sıklıkla konuşurdu? Kaç kadın katılır kaçı konuşur ve kaçı sessiz kalırdı? Varlıklı toplulukların kent toplantıları fakirlerinkinden farklı mı geçerdi? Peki ya karışık topluluklar? Zengin ve eğitimli kişiler fakir ve eğitimsiz kişilerden daha fazla mı konuşurdu?

İşte bunları yakın zamana kadar bilmiyorduk. 1970’de Verrmont kolejlerinden bir siyaset bilimi profesörü bu çok önemli konu üzerine çalışmaya karar verdi. Kendisi kent toplantılarıyla birlikte büyümüştü ve demokrasi hakkında konuşurken kent toplantılarından bahsetmeyen geleneksel siyaset bilimi konusunda hayal kırıklığına uğramıştı. Bu konuda tek bir kitap dahi yoktu.

1970’de Frank Brayn’ın aklına çok güzel bir fikir geldi. Otuz kadar öğrencisini kent toplantıları üzerine çalışmak için görevlendirdi. Öğrencilerden her biri eline bir not defteri alıp toplantıdaki katılımcıların sayısını, cinsel kimliklerini ve belki de sosyo-ekonomik statüleri hakkında bilgileri not alacak, toplantının ne zaman başlayıp bittiğini yazacaklardı. Biri konuşmaya başladığında “ekose gömlekli kel adam” ya da “kahverengi saçlı yeşil yelekli kadın” diye not alacaklardı. Ajandalarına konu başlıklarını kaç defa konuşulduğunu ve ne kadar uzun süre konuşulduğunu not alacaklardı. Toplantının bitimiyle öğrenciler tüm bu verilerli alıp Frank Brayn’a geri getirecekti. Bir bilim insanı olarak Brayn bütün bilgileri bir araya getirir, sayılara döker ve regresyon analizini kullanarak bilgileri ortaya çıkarır. Brayn, 1970-1998 yılları arasında yaptığı çalışmalarının sonuçlarını 2004 yılında şiddetle tavsiye ettiğim Gerçek Demokrasi adlı kitabında yayınladı.  2004 yılında ortalama kent ahalisinin yüzde yirmi kadarı toplantılara katıldı ve ortalama olarak her yüz katılımcıdan kırk dördü konuşama yaptı. En çok konuşan yüzde onluk kısım tüm konuşmaların yüzde elli ya da altmışını gerçekleştirdi. Genelde bir seferde bir ya da iki dakika konuşmuşlardı. Bazıları sadece kendi görüşlerini ifade etmişti o kadar, diğerleri ise farklı diyaloglarla daha fazla konuşmuştu. Toplantıya katılan kişi sayısı düştükçe hazırûn arasındaki konuşma dağılımının eşitlenmeye meylettiği görüldü. Toplantıların uzunluğu ya da katılımı konusunda zengin ve yoksul kentler arasında fark yok. 18. yy’a baktığımızda Ralph Waldo Emerson da, Massachusetts’e bağlı Concord’daki toplantılar için “zenginler önerilerde bulundu ama fakirler de; dahası adil ve adil olmayan da’” diye yazmıştı. Aynı şey bugün için de geçerli, Bryan’a göre belirli bir toplulukta katılımcılar arasında sınıfsal statü bir fark oluşturmuyor. eğitimli ve varlıklı insanlar konuşma hakkı üzerinde bir hakimiyete sahip değil. Herkes bir görüşe sahip ve hatta ihtilaf oldukça katılım da artıyor.

Kadınlara gelince; 1970-1998 yılları arasında ortalama olarak toplantılara yüzde 46 oranında kadın katılım yapmış fakat konuşan kadın oranı sadece yüzde 28. Kadınlar küçük kentlerde büyüklerine oranla daha fazla konuşmuş. Fakat Bryan’ın tespitlerine göre bu oran gittikçe artıyor. 1970’lerde ikinci feminizm dalgası henüz hareketleniyordu ve o dönem birçok kadın, siyasetin sadece bir erkek alanı olduğunu hissetmiş olmalı. Fakat 1998’lerle kadınlar ilk zamanlara göre toplantılara daha fazla katılım sağlıyor ve daha fazla söz alıyorlardı.

Ama yüzde 46’lık kadın katılımı bile Rojava’daki cinsiyet kotasına ulaşabilmiş değil ve yüzde 46 Birleşik Devletlerin diğer tüm organlarındaki oranın üzerindedir. Kent konseylerinden Washington’daki hükümete kadar kadın katılımı çok daha düşüktür. Birleşik Devletler senatosunun sadece yüzde 20’si kadındır. Kadın katılımı meclis demokrasisinin kadınlar için ve kadınların meclis demokrasisi için ne kadar önemli olduğunu kanıtlamaktadır.

Kentler, Frank Bryan bu tür bilgileri kayıt altına almayı akıl etmeden önce, yüzyıllardır bir araya geliyor ve toplanıyordu. Umarım Rojava kendi meclislerini belgelemek için bu kadar uzun süre beklemeyecektir. Qamişlo’daki Mezopotamya Akademisi öğrencilerinin Rojava komünlerindeki katılımı belgelemesi ne harika bir proje olurdu! Bu Rojava’da bizzat kendi toplumlarında işlerin nasıl yürüdüğünü bilmek ve yabancılara özyönetimi açıklamak ve savunmak için ne kadar da yararlı olurdu.

Rakamların ötesinde kuzeyde New England’taki kent meclisleri ve Rojava komünleri tarafından paylaşılacak olanlar kültürü aşan önemli deneyimler sunar.

Her şeyden önce yurttaş meclisleri sadece politik katılım mekânları değil aynı zamanda politik katılımın okullarıdır da.

Birçok insan için topluluk içinde konuşmak zor hatta korkutucudur. Bu bir mecliste daha da korkutucudur çünkü konuşma eylemi direkt topluluk içindeki insanların nasıl yaşayacağını etkileyen oylama, karar alma gibi etkinliklerle bağlantılıdır. Bu kadınlar ya da azınlıklar gibi dışarıda kalmış ve kimlikleri nedeniyle kendilerini içe kapanık hissedebileni gruplar için daha da sinir bozucu olabilir.

Ancak bir kent toplantısında konuşma cesaretini edinmeyi öğrenirsiniz. Kazara önemsiz ya da aptalca bir şey söylemekten korkmamayı öğrenirsiniz çünkü diğer herkes bunu zaman zaman yapar. Bu insanlara özgüven verir ve böylece insanlar sivil ve hatta liderlik becerilerini geliştirirler.

İkinci bir tecrübe de şu: insanlar kent toplantılarında nezaketi öğrenirler. Katılmadığınız bir insanı uzaktan mesela internetteyken bilgisayarınızın önündeyken eleştirmek kolaydır.

Fakat kent toplantılarında katılmadığınız ama aynı zamanda komşusu olduğunuz insanlarla birlikte oturursunuz. İnternette kabul etmediğiniz siteleri atlayabilirsiniz. Kent toplantılarında oturup komşunuzun görüşünü dinlemek zorundasınız. Bu daha iyi bir bilgilenmeyi ve daha iyi anlamayı sağlar. Kent toplantılarında katılmadığınız şeyleri nezaket kuralları çerçevesinde ifade etmeyi öğrenirsiniz-Brayn’ın işaret ettiği gibi hoşgörüyü. Onları aşağılamayı öğrenmezsiniz; bir küçümseme ya da hoşgörüsüzlük gösterisine izin vermezsiniz çünkü bu insan aynı zamanda sizin veterinerlik bölümü çakışanı, acil tıp teknisyeniniz ya da ya da çocuğunuzun okuldaki en iyi arkadaşının velisidir. Kim bilir belki görüşünüzü değiştirirsiniz ya da onlar sizi dinledikten sonra kendi görüşlerini değiştirirler. Ya da belki her iki görüşü bağdaştırmak için çalışabilirsiniz. Fakat sonuç ne olursa olsun bu süreç toplum için daha sağlıklıdır. Çünkü sivil işbirliğini, sosyaliteyi ve güveni öğretir. Ve daha iyi karalar alınmasını sağlar.

New York City’de yetişen Murray Bookchin her zaman için kentsel süreçlerle, yabancıların topluluk yaşamına dâhil olma yollarıyla; köyler ve kasabalar kadar mahallelerdeki sıkı bağların zengin dokusuyla da büyülenmiştir. O, yerel ağlar, klüpler, loncalar, popüler cemiyetler, derneklerde ve özellikle kafelerde, aynı yerde yaşayan insanlar arsındaki muhabbetin tadını çıkarırdı. Ona göre bu türden bir sosyalite özgürlüğün çekirdeğini oluşturur. Bunlar devletin ve kapitalizmin bürokratik güçlerinden ve homojenizasyonundan kaçış için bir sığınaktır ve “direnişin maddi, manevi ve kültürel ifadesinin” somutlaşmış halidir.

Bu nedenle Bookchin, yurttaş meclislerini New England’daki kentlerde olduğu kadar mahallelerde de canlandırmak ve çoğaltmak istemiştir. Bookchin’e göre “meclislerin çoğalmasıyla ve bunların bir konfederasyon altında koordinesiyle iktidar, merkezi devlete karşı topluluklar içinde desantralize edilebilir”.

Toplumsal ayaklanmalarda çoğu zaman diye yazar Bookchin “ insanlar kaderlerini kontrol edebilmelerinin bir yolu olarak meclislere dönüş yapmıştır… Görünüşe göre işte burada kalıcı gerçekliği olan bir şey var… İnsan ruhuna ait bir şey… Yüz yüze karar alma mekanizmalarıyla temellenmiş yönetim sistemlerini talep eden, politik katılımla olduğu kadar kişisellikle ilgili olan bir şeye. Topluluk ve hasbıhal olma ihtiyacı adeta insan ruhunun kendisinden neşet ediyor.”

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

CEVAP VER