Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

 

Bizler, insanların birbiriyle ve dünya ile karşılıklı bağımlılıklarını tanıyan ve dikkate alan ekonomi sistemleri geliştirmek adına hâli hazırda yapmakta oldukları şeylerle ilgileniyoruz. Gittikçe daha fazla kapitalistleşen yerkürenin yüzeyini kazıdığınızda (hatta bazen kapitalist işletmelerin kendi içlerinde bile), şaşırtıcı bir dayanışma-temelli ve komünal mantıkla hazırlanmış plan ve programlarla karşılaşabilirsiniz. Bu üretken heterojenlik ile karşılaştığımızda, ekonominin kapital-merkezli kavramlarıyla bilinçli olarak mücadele ederiz. Sınıflar arasındaki ekonomik farklılıkları, gittikçe daha da yaratıcı hâle gelen kapitalizmin hegemonik temsillerine dönüştürmeyi reddediyoruz. Daha da önemlisi, ekonominin birlikte çalışan ve mücadele eden insanların çabalarıyla değiştirilemeyen bir güç olduğu nosyonunu reddediyoruz. Bu arayışta bize yardımcı olması için;

1) Politik ekonomiye feminist bir eleştiri uyguluyoruz

2) Üç politika biçimi geliştiriyoruz

3) Uygulamaya dayalı bir araştırma pratiğini benimsiyoruz. Bu kısa makalede, insanlar ve gezegenin geleceği için ekonomiyi geri almaya yönelik bu kilit stratejilerin her biri tanıtılmaktadır.

Patriarkaya yöneltilen feminist eleştiri, ekonominin yeniden değerlendirilmesi konusunda bizim için ilham verici olmuştur (Cameron and Gibson-Graham, 2003). Feminizm, kadının ‘erkek’ gibi, ‘erkeğin’ tamamlayıcısı, ‘erkeğe’ tâbi veya ‘erkeğin’ karşıtı olarak konumlandırılmasını reddetmiştir. Bu fallosentrik temsil, ‘erkek’ kimliğine bağlı olmayan bir kadın olmanın ne demek olduğuna ilişkin ihtimal ve imkânları sınırlandırmıştır. J.K. Gibson-Graham’ın kapitalosentrizm olarak adlandırdığı benzer bir ekonomi formülasyonunda, ekonominin ‘kapitalizmin’ kendisi, tamamlayıcısı, ‘kapitalizme’ tâbi veya ‘kapitalizmin’ karşıtı olarak konumlandırılması, kapitalist olmayan ekonomi uygulamalarının herhangi bir otonomisinin veya bağımsız dinamiklerinin olduğu gerçeğini yadsımıştır. Tüm ekonomik olasılıklar ve ihtimaller – örn. rekabetçi bireyciliğin hâkim olmadığı uygulama ve örgütlenmeler – en iyi ihtimalle bir kapitalizm denizindeki küçük adalara indirgenmektedirler. Hem kadınlara hem de alternatif/kapitalist olmayan ekonomi uygulamalarının bu zarar verici temsillerinin yapı sökümünü yapmak önemli bir iştir; ancak bir ihtimaller ekonomisini ilerlemesini ve gelişmesini sağlamak için akademisyenler ve aktivistler olarak daha fazlasını da yapabiliriz.

J.K. Gibson-Graham, A Postcapitalist Politics adlı kitabında 3 politika biçimi ortaya atmaktadır — dil politikası, özne politikası ve kolektif eylem politikası. Kapitalizm-sonrası dil politikası, hepimizin dayandığı karşılıklı bağımlılıklar yasasını uygulamaya çalışan bu çeşitli dayanışmacı ve komünal girişimlerin yaptıklarını daha anlaşılır ve görünür kılmaktadır. Özellikle, Marksist ve feminist teoride, çok uzun süredir mevcut olan geleneklerden beslenen kapsamlı ekonomi planı, emeğin ücretlendirilmesi, bir işletmedeki ihtiyaç fazlasının ayrılması ve dağıtılması, alınan ücretlerle orantılı olan ve orantılı olmayan işlemler, mülkiyet ile ilişki kurma konusunda çok sayıda yöntem ve finansın düzenlenmesiyle ilgili olarak da kapitalist bir ekonominin kilidi olarak tanımlanamayan yöntemler ortaya koymuştur (örn. ücretli işçilik, kapitalist işletme düzeni, borsa, bireyselleştirilmiş özel mülkiyet ve ana akım finans). Bu uygulamalar, örneğin, karşılığı ödenmeyen ev içi emeği ve gönüllü toplumsal çalışmaları, ihtiyaç fazlasını kolektif ve komünal amaçlar için öncelik sırasına göre düzenleyen işçi kooperatiflerini ve sosyal teşebbüslerini, karşılıklı değişimi ve hibe etmeyi, komünal arazi ve açık erişim kaynakları, mikro-finans ve alın terine dayanan özsermayeyi içermektedir (Bakınız: Şekil 1).

Bu envantere veya çok çeşitli ekonomi sözcük dağarcığına, ön plana çıkarmaya çalıştığımız karşılıklı etik bağımlılıkları belirten bir toplumsal ekonomi dilini de ekledik. Take Back the Economy: An Ethical Guide for Transforming Our Communities (Gibson-Graham, Cameron and Healy, 2013) (Ekonomiyi Geri Al: Toplumlarımızı Dönüştürmemizi Sağlamaya Yönelik Bir Etik Kılavuzu) adlı kitapta bu sayılanlar aşağıdaki gibi belirtilmektedir:

  • hep birlikte iyi ve adilane bir şekilde geçinmek
  • ihtiyaç fazlasını toplum ve çevre sağlığını güçlendirilmesine tahsis etmek
  • kendi refahımız kadar başkalarının da refahına katkıda bulunacak şekillerde başkalarıyla ortak bir noktada buluşmak
  • sürdürülebilir bir şekilde tüketmek
  • ortak kaynakların önemsenmesi—sürdürülmesi, yenilenmesi ve geliştirilmesi
  • servetimizi gelecek nesillerin iyi yaşayabilmesine yatırmak

Çok çeşitli kaynaklardan beslenen bir ekonomi yapısında her ekonomik girişimin veya müzakere odağının bir dizi alana – çalışma, bir işletmeyi yönetme, işlem gerçekleştirme, mülkiyetin ve finans sisteminin düzenlenme biçimleri – yönelik farklı uygulamaları vardır. Kapitalizm-sonrası dil politikamız, sınıflar arasındaki ekonomik farklılıkları tanımamızı sağlamaktan ziyade, yapı sökümüne uğratılmış, çeşitli ekonomik sistemlerdeki tarafsızlıktan ayrılıp toplumsal bir ekonominin imkânlarına geçişi tanımamızı sağlamaktadır. Örneğin, bugün dünyada çeşitli ekonomilerde envanterini çıkarabileceğimiz senet karşılığı çalıştırma veya köle olarak çalıştırma gibi etik dışı uygulamalar, inşa etmeyi amaçladığımız toplumsal ekonomilerde kendilerine yer bulayacaktır.

Bir toplumsal ekonominin içerdiği etik sorunları ve kaygıları konuşmaya yönelik bir dil bulunsa da, özne olmak istenmediği takdirde, böyle bir ekonomi ortaya çıkmayacaktır. Özneye dayalı kapitalizm-sonrası bir politika, düşündüklerimizin ve yaptıklarımızın büyük bir bölümünü yönlendiren duygu kaydına iyi sonuçlar oluşturacak şekilde eklemlenir. İster bir aktivist araştırma müdahalesi veya örgütsel bir amaç için yapılsın, toplumsal ekonomileri kurabilecek yeni öznelerin geliştirilmesinde, hikâye anlatma ve grup faaliyetleri gibi stratejiler yeniden özneleştirme konusunda önemli teşviklerdir. Yaygın toplumsal değişiklikler meydana getiren Köleliğin Kaldırılması Hareketi gibi geçmiş hareketlerin hikâyelerinde düşünme ve eylem normlarının nasıl değişebileceğine ilişkin içgörüler kazanılabilir. Bir grup etkinliği bağlamında, katılımcılar, feminizm, gay hakları veya hatta sigara karşıtı kampanyalar gibi deneyimlemiş olabilecekleri hareketlerin etkilerini hatırlayabilir ve bu tür hareketlerin tetiklediği öznellikteki somut değişiklikler üzerine düşünebilirler. Buradaki amaç, birden çok öznenin nasıl aynı anda var olabileceğini ve yeni öznelliklerin nasıl ortaya çıktıklarını yaşanmış deneyimler üzerinden göstermeye yardımcı olmaktır. Kapitalizm-sonrası öznellikler uyandırıldığında ve yayıldığında, apayrı, birbirinden kopuk ve ‘sadece’ yerel nitelikteki girişimler gibi görünen hareketler, yeni imkânlar yaratma kapasitesine sahip çok daha büyük birer hareket hâline getirilebilirler.

Kapitalizm-sonrası kolektif bir eylem politikası, yeni uygulamaları desteklenmek veya başlatmak suretiyle doğrudan ekonomik deneyler yaparak ilerletilebilir. Ekonomiyi Geri Al adlı kitapta, etik hesaplanabilir hassasiyetleri yerleştirmek için, kontrol listeleri, puan kartları, günlükler, envanterler (stoklar) ve cetveller, araçlar ve uygulamalar da dâhil diğerleriyle birlikte kullanılacak bir dizi ölçüm standardı özetlenmektedir. Bu teknolojiler, hayatlarımızın güncel ekonomik boyutları üzerinde düşünmemizi ve daha farklı şekillerde yapabileceğimiz şeyler üzerinde durmamızı sağlar. İşçilerle, çevreyle ve uzak coğrafyalarla ihtiyaç duyduğumuz ürünleri ve hizmetleri tedarik eden piyasa ve piyasa dışı işlemler üzerinden karşılaşmalarımızı değerlendirirken kullanılacak bir ‘Etik Bağlantı Kontrol Listesi’ buna örnek olabilir. Bu kontrol listesinde vurgulanan etik kaygı, incelenen işlem kapsamında bizim kendi ihtiyaçlarımız kadar başkalarının ihtiyaçlarının da karşılanıp karşılanmadığı meselesidir. Söz konusu kontrol listesi hayvanlara uygulanan tedavilere, çevresel etkilere, insanların çalışma koşullarına, ilgili coğrafyalardaki siyasal adalete ve satın aldığımız ürün veya hizmetin üretiminin sürdürülebilirliğe etkisine dikkat çekmektedir. Bu ölçütü kullanarak, ihtiyaçlarımızı ‘adil ticaret’ konusunda garanti veren veya doğrudan temas ve karşılıklı ilişkilere dayalı çalışan tedarik ağlarından (örn. toplum tarafından desteklenen tarım yoluyla) elde etmeyi daha fazla tercih edebiliriz. Bu durum, uzak coğrafyalarda bulunan başka insanlarla yeni bir takas biçimi geliştirmek ya da toplam karbon salım miktarları çok yüksek olan (karbon ayak izleri büyük olan) veya demokratik olmayan rejimlerle anlaşma yapan etik dışı faaliyetler gösteren şirketler tarafından piyasaya sürülen ürünlerden desteğimizi çekmek konusunda bile bize ilham verebilir.

‘People’s Account’ (Halkın Hesabı) ticari faaliyeti geri almak için kolektif eylemlere yardım eden bir teknolojidir. Bu yeni hesap çerçevesi, geçinme ve ihtiyaç fazlasının dağıtımı gibi konular müzakere edilirken kararlarla ilgili tüm kritik noktaları tespit etmektedir. Mülkiyeti ve asgari geçim ödemeleri ve ihtiyaç fazlasının dağıtılması ile ilgili müzakereleri demokratikleştirme konusundaki etik kaygının yol gösterdiği bu hesap çerçevesi, bir dizi farklı işletme örgütlenmesini sorgulamamıza ve her birinin demokratik potansiyelini değerlendirmemize yardımcı olmaktadır. ‘Halkın hesabı’ teknolojisi, örneğin, tüm işletme hisselerinin işçiler tarafından satın alınmasıyla, kapitalist bir firma yapısından işçilerin kendilerinin yönettikleri kapitalist olmayan bir firma yapısına doğrudan geçişi sağlamak amacıyla kullanılabilir. Bu hesap aynı zamanda işletme içerisinde olup onun ürettiği zenginlikten payını alanlar ile görünmeyen maliyetleri yüklenmeyecek (insan veya değil) şeyler arasındaki ilişkiye de odaklanmaktadır. Hem kapitalizm-sonrası bir işletmede veya kapitalizm-sonrası olmayan bir işletmede ihtiyaç fazlası ürünler nasıl adil bir şekilde dağıtılabilir? İşçiler tarafından yönetilen kooperatifler veya sosyal girişimler kurmayı ya da hatta işçilerin işletme hisselerini satın almaları yoluyla ve toplumsal ve çevre bakımından sorumlu uygulama standartları yoluyla kapitalist şirketleri demokratikleştirmeye yönelik kolektif eylem, iktidarın paylaşılmasının yanı sıra farklılıktan sorumlu ve farklılığı sürekli kılan yeni teknolojiler ve cihazlar konusunda hem mücadeleyi hem de müzakereyi içerir.

Bu politikaların her üçünün de desteklenmesi ve bunlara yönelik olanak veren zeminin oluşturulması, yeni imkânlar ve dünyalar yaratmayı sağlayabilen edimsel bir uygulama olarak araştırmaya olan bağlılığımızı gösterir. Bu da, akademik araştırmada çok sık karşılaşıldığı gibi eleştirel düşünme ve sorgulayıcı olma özelliklerimizi mümkünün sınırlarını ve kaydedilen ilerlemeleri zayıflatan şeyleri ortaya çıkarmaya sarf edeceğimize toplumsal ekonomilerin kurulmasına ve güçlendirilmesine katkıda bulunabilecek bir araştırma politikasına yönelik kullanmak istediğimizi gösterir. Aslında, bu kadar yayıldığını gözlemlediğimiz toplum ekonomisi inisiyatifleri, akademik eleştirinin faydalarından istifade etmeksizin dahi hayatta kalmayı ve hatta zenginleşmeyi ve hızla çoğalmayı başarmıştır.

Eleştirel olmanın ne demek olduğu sorunu bilim insanlarının bugüne kadar üzerinde epey düşündüğü sorunlardan biridir. Bruno Latour, bilhassa, akademik eleştirinin, otomatik bir şekilde tanıdık yapısal açıklamalara başvurma yolunda, kulağa, sadece “karanlıkta tutarlı, sürekli ve yılmak bilmez bir şekilde devinen güçlü aktörleri” gören bir komplo teorisi gibi gelecek kadar ileri gittiğini; ancak biz akademisyenlerin, onun deyişiyle, imparatorluk veya kapitalizm gibi “daha süslü tabirleri” veya “kapitalizmin onu yıkmayı amaçlayan her şeyi geri dönüştürüp kendi yararına kullanma konusundaki ünlü mahareti” gibi daha süslü açıklamaları kullandığımızı savunmaktadır (2004, 229 & 231). Latour, eleştiri teriminin “yeni bir dizi metaforla, jestle, tavırla, tepkisel karşılık verme reaksiyonu ve düşünme alışkanlığı” ile ilişkilendirilmesi gerektiğini önermektedir (247) ki bu da, bizim için önem arz eden şeylerin üzerine soğuk su dökmektense onları kırılgan “ve dolayısıyla büyük ilgi ve dikkat isteyen” meseleler olarak görebileceğimiz anlamına gelmektedir (246).

Bizim için son derece önemli olan son derece hassas ve kırılgan bir toplum ekonomileri dünyası bulunmaktadır. Bu dünya son derece hassas ve kırılgandır; ancak bu, onun kurulmuş ve çabuk kırılan bir yapıya sahip olduğu anlamında bir hassasiyet ve kırılganlığı ifade etmemektedir, aksine onun ortaya çıkarken, şekil alma aşamasında olduğunu ve bu aşamada da özen ve dikkate ihtiyaç duyduğunu ifade etmektedir. Buradaki sorumluluğumuz, görünüşte birbirinden kopuk ve birbiriyle alakasız girişimleri onların etik kaygılarını daha görünür kılan bir dil aracılığıyla daha anlaşılır hâle getirmeye yardım ederek ve kişileri (özneleri), kolektif bir çabayla ortaya çıkmakta olan toplum ekonomisi imkânına yönlendiren strateji ve araçlara katkıda bulunarak bu girişimleri daha yaygın hâle getirmeye yardım ederek bu dünya-yaratma sürecinde küçük bir rol oynamaktır.

 

Kaynaklar

Cameron, J. and Gibson-Graham, J.K. 2003 “Feminising the economy: metaphors, strategies, politics” Gender, Place and Culture 10, 2: 145-157

Gibson-Graham, J.K. 2006, A Postcapitalist Politics, Minneapolis: University of Minnesota Press.

Gibson-Graham, J.K., Cameron, J. and Healy, S. 2013 Take Back the Economy: An Ethical Guide for Transforming Our Communities, Minneapolis: University of Minnesota Press.

Latour, Bruno, 2004, Why has critique run out of steam? From matters of fact to matters of concern, Critical Inquiry, 30, Winter, 225-248.

 

Çeviri: Remziye Alparslan

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.

CEVAP VER