Faşizm Toplumkırım Sürekliliğidir

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Editör, 21. Sayı 

Faşizme dair hemen hemen tüm anlatılar, başta Avrupa olmak üzere birçok ülkede iki dünya Savaşı arasında yükselişe geçip II. Dünya Savaşı sırasında hakim hale gelmiş belli bir devlet-rejim türü ve uygulamalarıyla karakterize edilir. III. Dünya Savaşı’nın yaşandığı, egemenler arasındaki güç ilişkilerinin yeniden belirlenmeye çalışıldığı ve faşizmin ve faşistleşmenin demokratik topluma yönelik saldırılarının zirveye çıktığı koşullarda faşizmi yeniden düşünmeye ihtiyacımız var.

II. Dünya Savaşı’nın üzerinden yetmiş yılı aşkın bir süre geçmişken Avrupa’da “sağın yükselişi”, Ortadoğu’da etnik ve dini eksende gelişen şiddet sarmalı olarak gün yüzüne çıkan gelişmeler birkaç on yıllık “demokrasi molası”na alışmış olanlar için tedirginlik ve şaşkınlıkla neo-faşizm veya “faşizmin geri dönüşü” olarak karşılandı. Ancak özelikle Ortadoğu coğrafyası için bu türden bir moladan ya da faşizmin geri dönüşünden bahsetmek imkansızdır; zira I. Dünya Savaşı’ndan bu yana Baasçılık, Kemalizm, Sünnicilik, Şiacılık gibi üst anlatılarla zühur eden ulus-devletten mülhem milliyetçilikler, totaliter rejimlerin kurumsal olarak hakim hale geldiği Ortadoğu coğrafyasında, faşizmin kesintisiz bir süreç olduğunu gösteriyor. İslamofobinin Doğu’ya yönelik bir nefret ifadesi biçiminde yükselişe geçtiği ve mültecilerin türlü mezalimlere maruz kaldığı Batı dünyasındaki genel atmosfer de göz önünde bulundurulduğunda faşizmin, insanlığın ileriye dönük kutlu yürüyüşünde gerçekleşmiş ve artık geçmişte kalmış bir yol kazası değil, kapitalist modernitenin toplum kırımcılığı ile süreklilik kazanan anlık bir tehlike ve gerçeklik olarak öne çıktığını söyleyebiliriz.

Ortadoğu ve Türkiye’de yükselen sünni hattaki siyasal İslamcılık, IŞİD, Ortadoğu’daki ulus-devletlerin ayakta kalmak için totaliter ve baskıcı uygulamaları yükseltmesi dahası bu uygulamalara karşı olduğu iddiasıyla ortaya çıkan birçok sözde muhalif yapının da aynı iktidarcı, totaliter ve faşist eğilimlere sahip olması toplumun faşist bir döngüye sıkıştırılmaya çalışıldığının göstergesidir.

Türkiye ve Ortadoğu son yüzyılda cinsiyetçi, dinci, milliyetçi, totaliter ve baskıcı uygulamalarıyla faşist olmayan bir devlet türüyle hemen hemen hiç tanışmamıştı. Ancak Avrupa’daki geçmiş deneyimlere benzer bir şekilde bugün coğrafyamızda kitlelerin faşist harekete nasıl dahil oldukları, faşist politikaları nasıl destekler hale geldikleri, daha açık bir ifadeyle nasıl faşistleştikleri sorusu hala gündemdedir. Sur, Cizre ve Nusaybin gibi özyönetim direniş alanlarında katliam ve imha uygulamalarına alkış tutan; öteki’nin imhasından haz alan ve bu hazzı saklamayan bir kitlesel gerçekliğin varlığını bir kez daha hatırladık. Cehalet, kandırılmışlık ya da çıkarlar kitlelerin nasıl faşistleştiğini yeterince açıklamıyor.

Kapitalist modernitenin üç saç ayağından bahsederiz: Kapitalizm, ulus-devlet ve endüstriyalizm. Bunlar kapitalist modernitenin kendisi değil makineleridir. Bu ideoloji üretim makineleri durmadan çalışır ve kapitalist moderniteyi üretirler. Kapitalist modernite bir tür ilişkiselliktir; insanın insanla, doğayla, evrenle ve kendisiyle olan ilişkisini oluşturur. Biz bu ilişkiselliğin bir toplum oluşturamayacağını söylüyoruz. Bu gerçeklik ancak kırıma uğratılmış, sakatlanmış toplum olmakla ifade edilebilir. Faşistleşme ancak toplumkırımla mümkün hale gelebilir. Ulus-devlet olmanın asıl kritik eşiği vatandaşı yaratmaktır ve bu vatandaşın faşiste dönüşebilmesi için sadece bir tehdit-düşman ve bu tehdit-düşmanın ortadan kaldırılmasına yönelik ortak bir motivasyonun harekete geçirilmesi yeterlidir. Ulus-devlet vatandaşı güçten düşürülmüş, özneleşme potansiyeli sakatlanmıştır. Faşizm, vatandaşın gücünü elde etme ve sakatlığını giderme çabası içerisinde ulus-devletin ürettikleriyle kendini tamamlama talebinin sonucudur. Vatandaşın aradığı kudret ulus-devlet ve onun faşizmidir. Dolayısıyla, faşizm güç olma yetisi sakatlanmış bir toplumda zemin bulur. Faşistler kudret peşindedirler çünkü kudretten yoksundurlar.

Faşizm her şeyden önce toplumu kuşatmış iktidar ilişkileri ağında boy verir; insanın insanla, doğayla ve toplumla; erkeğin kadınla kurduğu tüm tahakküm ilişkileri etnik, dini, kültürel, cinsiyetçi ve ekonomik faşizmlerin temelidir. Bu bakımdan faşizme karşı mücadele tüm bu tahakküm ilişkilerinin dağıtılması, ulus-devlet makinasının çalışamaz, üretemez hale getirilmesi, vatandaş için bir kudret nesnesi olmaktan çıkarılmasıyla ve özgür yurttaşın demokratik ahlaki-politik toplumun güç haline getirilmesiyle mümkündür. Demokratik toplumun güç olması ve açığa çıkmasına yönelik her adım kapitalist modernitenin putlarına, ulus-devlete ve faşistleşme eğilimine vurulan bir darbedir. Faşizme karşı mücadelede isyana, direnişe ve demokratik toplumun inşasına!

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.