Zafer, Hakikatin Özü Olan Sosyalizmindir!

Want create site? Find Free WordPress Themes and plugins.

Editör 18. Sayı 

Marksist paradigmada var olan kimi sorunlardan ötürü, paradigmaya dair tartışmalar yürütülmektedir. Biz de bu sayımızda Marksist kuramda yaşanan tıkanıklıklar ve çözüm arayışlarını ele alacağız. Başta SSCB olmak üzere ulusal bağımsızlık mücadeleleri, dünya  işçi sınıfı hareketlerinde; 1990 yılarının başından itibaren çözülme ve dağılmanın yaşanması ile birlikte  tıkanıklık iyice açığa çıkıp netleşmiş oldu. Burada bahsedilen hareketlerin hemen hemen hepsi Marksist kurama dayalı gelişmişlerdir. Pratikte yaşanan problemlili durumlar kuramsal boyutun tartışmalarının ve arayışlarının daha da ivme kazanmasına yol açtı.

Kuşkusuz 150 yılı aşan Marksizm düşüncesi ve pratiği yerküremizdeki bütün insanlığı derinden etkilemiş, özellikle de ezilen, dıştalanan, aşağılanan, toplumsal kesimlerin bir kurtuluş ve özgürlük arayışına cevap olmaya çalışmıştır. Ancak 70 yıllık uygulama sonucu, Sovyetlerin dağılmasıylayla birlikte  de görülmüştür ki; iktidar ve devlet egemenliği altında çok katı bir bürokratizm ve ulus-devlet paradigmasından başka bir sonuç açığa çıkmamıştır. Marksizm veya bilimsel sosyalizmin iddiası olan “sosyalist devlet” diye ifadelendirilen bir ara dönem ile komünizme ulaşılacağı tezinin gerçekleşmediği anlaşılmıştır.

Marksizmin, kapitalizm ve onun egemeni olduğu ileri sürülen burjuva sınıfının korkulu rüyası olduğu ve onu her an yer küre üzerinde tasfiye edebileceği ve insanlığa özgürlüğü müjdeleyeceği anlar beklenirken yapı, çok kötü bir tarzda dağılmış, umut yerini çok derin bir umutsuzluğa terk etmiştir. Halbuki bu zaman içerisinde bilimsel sosyalizm için büyük fedakarlıklar yapılmış, kahramanlıklar ortaya konulmuştur. Özgürlük umudu, sömürü ve baskıdan kurtuluş hayalleri yerini  karamsarlığa bırakmıştır.

Bu gelişmeler, emperyalizm  ve kapitalizmin kendi zaferini ilan etmeye götürmüştür. Kapitalizm, karşısında tarihi yazabilecek bir düşüncenin, paradigmanın kalmadığını, dolayısıyla kendisinin sonul olduğunu iddia ederek tarihin sonununun  geldiğini ilan etmiştir. “Yeni bir özgürlük paradigması olmadığına göre kapitalizm koşullarında yaşamanın vazgeçilmez olduğunu ve herkes kaderine razı olması gerektiğini” söylemiştir. “Liberal ideolojinin yaşam esaslarına göre yaşamaktan başka bir alternatif bulunmamaktadır,” denilerek insanlığın kaderine razı olması öğütlendi ve bunun demagojisi yapıldı, hala da yapılıyor.

Emperyalizm, onun bölgeler ve ülkeler düzeyinde işbirlikçi ulus-devlet yapıları kendini toplumlara dayatılarak boyun eğdirme ve teslim olmaktan başka seçeneğinin olmadığı söylendi. Kapitalist modernitenin ayaklarından biri olan ulus-devlet,  varoluş anından itibaren tam bir asalak gaspçı olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde daha da sersemleşerek zehrini toplumun en kılcal damarlarına kadar dağıtmayı hedeflemektedir. Nedeni, karşısında direnebilecek bir toplumsal kesimin kalmadığı düşüncesine sahip olmasından kaynağını almaktadır. Bunun için kendisini zirvede konuşturmaktadır. “Marksizmin veya bilimsel sosyalizmin iflas ettiği, kapitalizm karşısında yenilgiye uğradığı, bu yüzden yeniden bir çıkış yapma olasılığı kalmadığı” düşüncesi onları  pervasızca toplum hakikatine saldırma dönemine yönlendirmiş oldu. Günümüzde yaşanan yozlaşma, aşırı tüketim hastalığı, kentlerin hormonal şişkinliği, savaş ve çatışmalı durum, emperyal sistem ve onun yerli işbirlikçilerinin taşıdığı yada kanaat getirdiği  “sosyalizmin bittiği” inancına adeta mutlak bir doğruymuş gibi inanmalarından kaynağını almaktadır. Kapitalist ideolog ve teorisyenler de bu iddiaya yönelik yoğunca propagandaya dayalı bir çalışma yürütmektedirler. Başta üniversiteler olmak üzere basın-yayın gibi ellerinde tuttukları düşünce üretim ve iletişim oluşumlarıyla insanlığı bir özel savaşın girdabına sürüklenmekte ve  inançsızlığı  toplumun en küçük hücresine kadar yayarak direnmesiz bir tabloyu hayal etmektedir. Özellikle de Ortadoğu’daki kaos durumu bu gerçeği en çarpıcı bir şekilde yansıtmaktadır.

“Sosyalizm bitip toplumsal gerçekliğin özgürlük arayışının sonuna gelindiği” düşüncesi yeryüzü egemenlerinin dayandıkları ve bir gerçekmiş gibi yansıtmaya çalıştıkları durum gerçekten böyle midir? Sosyalizm biter mi? Sosyalizmin bitmesi demek, insanlığın özgürlük arayışının artık hiç olmayacağı iddiasını kabullenmek anlamına gelir. Sosyalizmin bitmesi demek toplumsal hakikatin tükenmesi anlamına gelmektedir. Ki bu iddia da saçma sapan bir iddia olarak ortada kalmaya mahkumdur. Zira insan özünün belki de tek değişmezi toplumsal hakikatin oluşumuyla birlikte hep özgürlük arayışını sürdürmesi olmuştur, olmaya da devam edecektir. Özgürlük arayışının sonlandığını iddia etmek aslında insanlığın sonunun da geldiğini varsaymak olacaktır ki, bunun da mümkün olamayacağı izaha gerek duymayacak düzeyde çarpıcı bir gerçektir. Toplumsal hakikat oluşum ve gelişim diyalektiği hep özgürlüğe dönük olmuştur. İktidar ve devletin bu gerçeği saptırma çabalarına rağmen özgürlük arayışı hiç sönmemiş ve sönmeyecek bir volkan gibi hep özgürlük alevlerini püskürtmeye devam edecektir. Bir volkanda bazen alev püskürtmesi yavaşlayabilir. Hatta sönmüş gibi haller de görülebilir. Ancak bu onun lav püskürtmeyeceği anlamına gelmeyecektir. Biriktirecek, çoğaltacak, farklılaştıracak ve akışını sürdürecektir. Toplumsal hakikat böyle bir gerçekliktir. Şüphesiz ki sosyalizm her zamankinden daha diridir.

“Kapitalizmin yer küreye hakim olduğu” savı görecelidir ve varlık sürdürmesi toplumsal hakikat karşısında mümkün değildir. İnsan olmak sosyalist olmaktır, toplumiçi olmaktır. Toplumdışılık hayvanlaşmaya özdeştir çünkü. Bakıldığında görülecektir ki; genelde iktidar ve devlet özelde ise kapitalizm anti-toplumdur. Yani anti-insandır. İnsanlığı hayvanlaşma derekesine düşürme hamlesidir kapitalizm. İnsanlık buna karşı elbette direnip özgürleşmenin arayışında olacaktır. Şüphesiz ki Marksizm de 150 yıl insanlığın bu özgürlük arayışının sürdürücüsü olmuş, insanlığa büyük değerler katmıştır.

Sovyet deneyimi çözülmüş olsa da geriye insanlığa ders alınabilecek eksik, yetersiz kuramsal ve pratikte içine düşüldüğü handikaplarda sonuç çıkaracak dersler bırakmıştır. Bu dersler bile büyük bir değerdir. Özgürlük arayışı sürecekse -ki sürecektir-, arayışın sürdürüldüğü yolda komünal hareketler incelenmeli ve derslerinden sonuç çıkarılıdır. Bunların gerekliliğiyle birlikte özellikle de Marksizmden güncel olması itibariyle de en fazla yararlanılabilecek hakikatlerle doludur. Bu anlamda “Sosyalizmin bittiği, tarihin sonunun geldiği” tezinin çoktan iflas ettiğini, içinin boş kof olduğunu anlamak için Ortadoğu’da Kürdistan’da yaşananlarla kabaca bir göz atmakla bile yeterlidir. Kapitalizmin kriz ve kaosunun en yoğun yaşandığı saha bölgemiz ve Kürdistan olmaktadır. 3. Dünya Savaşı bu zeminde sürmektedir. Buna rağmen dünya adeta kendi köklerinin üzerinde Ortadoğu’da yeniden yükseliyor. İnsanlığın özgürlük umudu Kürdistan’da canlanıyor, filizleniyor ve boy atıyor. Zira kaybedilen şey kaybedilen yerde aranır ve bulunur. İnsanlık hakikati Kuzey Mezopotamya’da yani Kürdistan’da oluştu. Gelişip büyüdü. Ancak beş bin yıllık iktidar ve devlet hakimiyeti bu varlığı kaybettirme savaşımı yürüttü. Bunlara rağmen kaybedilemedi. Toplumsal oluşumun özünü oluşturan kadın hakikati etrafında insanlığın özgürlük yürüyüşü yükselerek devam ediyor. Rojava bunun en somut örneğidir. Bütün saldırılara rağmen kaybetmeye riskiyle karşı karşıya olan toplumsal hakikat kaybedildiği yerde bulunmuştur. Hiçbir saldırı ve demagoji bu yürüyüşü durdurma kuvvetinde değildir. Çünkü bu yürüyüş kaynağını tarihin başlangıcından alan, Marksizm’le buluşan ve onları yeni koşullarda yeniden buluşturan kavramsal ve kuramsal bir çerçeveye ulaştıran, demokratik uygarlık manifestosuyla güçlerini  insanlığın Ana-nehrinde harekete geçmiştir. Tükenen sosyalizm değil, kapitalizm olacaktır!

Did you find apk for android? You can find new Free Android Games and apps.